TMMOB den Bildiri
Halkımızda şaşkınlık, sermayede sevinç var. Kötüye giden sektörlerinde biriktirdiklerini, enerji …

Halkımızda şaşkınlık, sermayede sevinç var. Kötüye giden sektörlerinde biriktirdiklerini, enerji yatırımında değerlendirecek olan, amaçlarının insan ve canlıların ihtiyacının karşılanması değil sadece değişim değerlerinin üretilmesini amaçlayan sermayenin sevinci var. Temel sorun kapitalizmin üretim değeridir, üretimin değişen değerleridir.
BASINA VE KAMUOYUNA
SU, HAYATIN TEMEL UNSURU OLARAK, DEVREDİLEMEZ BİR İNSAN VE DOĞA HAKKIDIR.
SU VARLIĞININ KULLANIMINDA ÖNCELİK TÜM CANLILARA, İNSANLARA VE EKOSİSTEMİN KORUNMASINA VERİLMELİDİR.
22 Mart Dünya Su Günü‘nde su politikalarının tekrar gözden geçirilmesi ve yöneticilerin en asli görevinin, ülke halkının temiz suya erişimini sağlamak ve su kaynaklarının doğru kullanımını sağlamak olduğu şiarı ile seslenmek istiyoruz.
Hepimiz biliyoruz ki bu gün tüm dünyada su rejimleri ve politikaları ile ilgili strateji savaşları yapılıyor.
Suyun ticarileşmesi ve bir meta halinde arza sunulması için Dünya Su Forumları düzenleniyor.
İlk kez 1972‘de kurulan ve ” ULUSLARARASI İÇME SUYU ARZI VE HİJYEN KOŞULLARININ İYİLEŞTİRİLMESİ ” gibi bir niyetle lanse edilen IWRA (Uluslararası Su Kaynakları Birliği) ile başlanan süreçte uluslararası olarak tanıtımı yapılan kuruluş, merkezi ABD‘de, devletler üzerinden değil şirketler üzerinden işleyen bir yapı ile karşımıza çıkıyor.
1980 yılı Birleşmiş Milletler‘in “Uluslararası İçme Suyu Arzı ve Hijyen Koşullarının İyileştirilmesi” hedefine odaklanma kararı aldığı yıllar ve bu kez karşımızda WWF-Dünya Su Forum‘u ile birlikte uluslararası kuruluşların başında ise WWC-Dünya Su Konseyi çıkıyor. Söz konusu tarihlerde, henüz ortak kullanıma konu olan “SU VARLIĞI” için bu tarihten itibaren doğrudan kapitalist piyasa ekonomisini çağrıştıran “arz” sözcüğü suyun metalaştırılma sürecinin başladığının ilk işaretlerini veriyor.
Aslında değişim sürecine bakıldığında suyun ticarileşmesinin ilk sürecinin Dünya Su Konseyi ya da Forumu ile başlamadığı görülmektedir. 18.ve 19.yy.da Avrupa‘da şirketlerin devlet elinden doğal kaynakları alıp, suyu para ile dağıttıkları ortadayken ülkemiz tarihine bakıldığında da aynı senaryonun oynandığını biliyoruz. 19.yy.da Osmanlı, İstanbul‘da suyumuzun dağıtım işini Fransız ve İngiliz şirketlere veriyor. Ve arkasından muazzam zamlar geliyor. Halk yaşam hakkı mücadelesi veriyor.
Bugün; yaşananlardan ders alma zamanıdır.
Bugün; suyumuzun kullanım hakkı sözleşmeleri yapılırken, halkı hangi darboğaza attığınızın bilinmesi zamanıdır. Tarih bize, tüm varlıklarımız üzerinde bağımsız karar alma, halka hizmetin birincil görevinin her alanda bağımsızlık olduğunu kanıtlamıştır.
Bugün bozulan ezberlere geri dönmek, halka yapılan bir ihanettir.
Bugün ülkemizde neler yapılıyor? Bu gün ülkemizde akarsularımız “Su Kullanım Hakkı Sözleşmeleri” ile satılıyor. Bu sözleşmeler, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunun ve buna istinaden çıkarılan Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde halen piyasada faaliyet gösteren veya gösterecek olan tüzel kişiler tarafından hidroelektrik enerji üretim tesisleri kurulması ve işletilmesine ilişkin üretim lisansları için DSİ ve tüzel kişiler arasında imza ve satış sürecidir. “Elektrik Piyasasında Üretim Faaliyetlerinde Bulunmak Üzere Su Kullanım Hakkı Anlaşması İmzalanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik” ile DSİ Genel Müdürlüğü şirketlerle ” Su Kullanım Hakkı Sözleşmesi” imzalıyor ve akarsular özel şirketlere “TAHSİS” ediliyor.
Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, özel sektörün söz konusu anlaşma ile 1461 hidroelektrik santralı için başvuru yaptığını, bu sayede “boşa akan sulardan” yılda 65 milyar kilovat/saat enerji ve yıllık 58 milyar dolar gelir elde edileceğini söylüyor ve Türkiye genelinde özel sektör tarafından yürütülen 61 adet santralin (HES) temelini atıyor.
BAKANIN AÇIKLAMALARINDA DOLAR VAR, SULARIN BOŞA AKTIĞI BİLGİSİ VAR AMA EKOSİSTEM YOK, EKOLOJİK YAŞAMDA NELER OLUYOR YOK, AKARSULAR ÖZELLEŞTİĞİNDE YÖRE HALKI NASIL ETKİLENECEK YOK, TARIMSAL SU GEREKSİNİMİ İÇİN NE YAPILACAK YOK…
Aslında tek gerçek var. Yeni ve büyük bir talan alanı keşfetmiş olmak…
Halkımızda şaşkınlık, sermayede sevinç var. Kötüye giden sektörlerinde biriktirdiklerini, enerji yatırımında değerlendirecek olan, amaçlarının insan ve canlıların ihtiyacının karşılanması değil sadece değişim değerlerinin üretilmesini amaçlayan sermayenin sevinci var. Temel sorun kapitalizmin üretim değeridir, üretimin değişen değerleridir.
TMMOB Peyzaj Mimarları Odası olarak; 22 Mart Dünya Su Günü‘nde hem ülkemiz hem de dünyada su kıtlığı ile ilgili mücadele veren halkların yanında, su varlığının sermayenin değil yaşamın, canlıların ve insanlığın kullanım hakkı sözleşmelerinin yapılacağı ve kabul edileceğe güne kadar mücadele edeceğimizi kamuoyu ile paylaşırız.
Saygılarımızla.
TMMOB Peyzaj Mimarları Odası
Yönetim Kurulu

MARMARA Bölgesi’nde üretici firmaların torbalarını kullanarak çiftçiye gübre yerine ‘zenginleştirilmiş toprak’ satanlara karşı, Tarım İl Müdürlüğü ve gübre üreticisi firmalar mücadele ediyor.
Balıkesir’in Bigadiç İlçesi’nde geçen hafta üretici firmaların ihbarı üzerine jandarma tarafından bir depoya yapılan baskında 55 bin 700 kilogram sahte gübre daha ele geçirildi. Balıkesir ve Çanakkale’de sahte gübre satışı olaylarının artması üzerine Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile BagfaşŞ ve Toros Gübre başta olmak üzere üretici firmalar mücadele başlattı.
150 ton ele geçti
Geçen yıl yapılan operasyonlarda 150 tonun üzerinde sahte gübrenin ele geçirildiği bölgede, son operasyon Toros Gübre’nin ihbarı üzerine Bigadiç’te gerçekleştirildi. Jandarma tarafından Çağış Köyü’ndeki gübre belgesi olmadan sahte gübre satışı yapılan bir işyerinin deposunda yapılan aramada 55 bin 700 kilo sahte gübre ele geçirildi. Gübrelere el konulurken, sorumlu S.Y. gözaltına alındı. İfadesi alınan bu kişi daha sonra serbest bırakıldı. Balıkesir İl Tarım Müdürlüğü yetkilileri, hem gelen ihbarlar hem de denetimlerle sahte gübre satışı yapanlara para cezası kesildiğini, ayrıca savcılıklara da suç duyurusunda bulunduklarını kaydetti.
Üreticiler ne diyor
Toros Gübre yetkilileri, kendilerine ait torbalarda yakalanan gübrelerin analiz sonuçlarına göre sahte olduğunu belirlediklerini söyledi. Türkiye’nin gübre pazarının yılda 5 ile 5.5 milyon ton civarında olduğunu belirten yetkililer, “Aldığımız duyumları derhal savcılıklara bildiriyoruz. Buna rağmen sahtecilik devam ediyor. Bundan markamız kullanıldığı için hem biz hem de bu ürünleri kullanan çiftçiler mağdur ediliyor, zarar görüyor” dedi. Bagfaş Pazarlama Müdürü Semih Kırmızı, Gönen’de bir firmanın 3 yıl önce bayilik anlaşması sona ermesine rağmen satış yaptığının belirlemesi üzerine Balıkesir Tarım İl Müdürlüğü’ne ihbarda bulunduklarını belirtti.

Dünyanın en güzel çiçeklerinden biri orkide. Üstelik yetiştirmesi de sanıldığının aksine çok kolay. Tabii, bazı püf noktalarına dikkat etmek şartıyla..
Yetmişli ve seksenli yıllarda en dandik mücevherle bile kadınları etkiledi, minimalizmle doruk noktasına ulaştı. O kadar çok kullanıldı ki, bence yüzü eskidi.
Evet, bu sözünü ettiğim bitki orkideden başkası değil. Anavatanı Uzakdoğu olan orkide, yaklaşık 750 tür ve 20 bin çeşidiyle dev bir aileye sahip. Bizde de güneyde doğada en gırgır şekli yetişiyor. Pijama giymiş gibi ince uzun ve şapkalı (Şimdi tam zamanı).
Orkideler Amerikalıların hastalıklarından biri. Delirmiş gibi tüketiyorlar. Çiçek geçince kaldırıp atıyorlar. Halbuki uğraşılsa her sene gelişerek daha çok açabiliyor. Bakımı zor zannediyorsunuz ama çok kolay. Öyle yeşil parmak olmanıza da gerek yok. En kara parmaklı bile bu işi becerebilir. Alın işte orkidenin püf noktaları:
* Asla güneşte bırakmayın. Eğrelti otları gibi süzülmüş, perdelenmiş ışık isterler. Güneşte kalan orkide ölür.
* Musluktan doldurduğunuz suyu vermeyin. Bir gece önce suyu bir kaba koyup klorun geçmesini bekleyin ya da yağmur suyu kullanın.
* Sulama sonrası saksı dibinde su bırakmayın, dökün.
* Çiçeklerin açması bitince orkideler beş ay dinlenmek ister. Bu dönemde sulamalar arasında birkaç gün kuru bırakın. (İlgi göstermeyin!)
* Orkideler gübre sevmez. Ya özel kendi sıvı gübresini bulup alın ya da potasyumlu gül gübresini yarım dozaj azaltarak verin. Koyun, keçi, at gübresini unutun.
* Gübre çiçekliyken iki haftada bir, dinlenirken ayda bir verilebilir.
* Orkideler yapışık toprak sevmez. Saksı değiştirirken perlit taş, kömür parçası, odun kabukları, kumla toprağı zenginleştirin ki toprakta hava dolaşsın.
* Şıklık olsun, zengin dursun diye saksı değiştirmeyin. Aldığınız minicik saksısı iki sene yeter. Sonra azıcık büyüğünü alıp dikin.
* Orkidelerin bulunduğu mekanı bitkinin sağlığı için havalandırın. Aslında hava size de iyi gelebilir!
* Orkideler hiçbir zaman beklendiği gibi kokmaz. Hatta en güzelleri çürük et gibi kokar. Şimdi niye arada bir havalandırın dediğimi anladınız mı?
Orkidelerin üretimi de çok kolay. Soğanlı türlerde (Cymbidium) saksı değiştirirken yeni çıkmış soğanları ayırın. Dendrobium ve Epidendrum türlerde yeni sürgün dalları en az bir tomurcuklu olmak kaydıyla 7-10 santimde bir kesip toprağa yatay koyun. Öylece köklenecektir. Bir de kurdela gibi havadan kök atanlar var ki onları yavruları havada görünce kopartıp dikin. Orkidelerin fiyatı toptancılarda 15 – 20 milyondan başlayıp 40 milyona kadar çıkıyor. Sizin çiçekçilerinizde kaç para bilmem ama semtten semte, adamların insafına göre değiştiğini biliyorum. Pazarlık size kalmış. Ne de olsa toptan fiyatını biliyorsunuz.

Büyük renk grupları oluşturacak gibi ekilmelerinde yarar var. Yazın bahçenize cam güzeli ya da güneş begonyası dikiyorsanız, aynı yerlere çuha çiçeği ya da hercai menekşe dikebilirsiniz. Yarı gölge, tam güneş, fark etmez. Toprak biraz nemli olsun, yeter. Çiçekler havanın sıcaklığına göre iyi açıyor, en mükemmel hallerini de ilkbahara doğru sergileyebiliyorlar.
Boyları ve çiçekleri küçük olan çuha çiçeklerinin adı Primula-polyantha‘dır. Bunlar, laboratuarlarda, doğadaki yabani tipin genleriyle oynanarak üretilmişlerdir. Çok dayanıklıdırlar. Çuha çiçeği bütün kış çiçekli kalabilir, ama yazın sadece yapraklarını görürsünüz. İster söküp saksıya alın, ister bu şekilde ayırıp çoğaltın, bence toprakta kalmasında fayda vardır. Birkaç senede çim gibi toprağı kapatıp her sene daha çok çiçek açar.
Çuha çiçeklerinin bahçeye dikilebilecek uzun saplı, flamingo kılıklı bir başka türü de var. Onun adı Primula obconica. Biraz balçık bir toprak bulmanızda fayda var. Toprağınız kumlu ve su tutmuyorsa, bitkiyi su tutucu torflarla dikmelisiniz, yoksa iyi gelişmez. Laboratuarlarda üretilmiş, her türlü market-fidanlıkta kolayca bulabileceğiniz çuha çiçekleri, “Primula polyantha” ya da “P. vulgaris-elatior” adlarını da taşıyor. İlkbaharda açan laleler, nergis, eğrelti otu ya da yoncalarla birlikte iyi gelişiyor. Ellenmediği zaman kalıcı yer örtüsü oluşturuyor.

Bilinen sarı renkli çiçeklerin, pembe, beyaz ya da kırmızıları, çekirdeklerin de beyaz gelişebilen türlari var.Yurt dışında kesme çiçek tüketimin de minyatür türler çok moda.
Yetiştirilmesi basit. İlkbaharda bir gece suda bekletilen tohumlar, ertesi gün 50 cm. arayla toprak yüzeyinden 3-4 cm. derine daldırılıyorlar, üzeri iyi toprakla kapatılıyor, gübreleniyor. Havalar ısındıkça gövde gelişiyor. Ağustos sonunda tohumlaşmaya başlayan 7-30 cm. çiçekler kesime hazır hale geliyor. Biraz ilgisiz kalırlarsa da kuşlara yem oluyorlar.
İki metreye yükselen bitki, temmuz ortasında erken çiçeği kesilirse de yaz sonuna tekrar açabiliyormuş. Ama bu sadece süs için olabiliyor, tohum verebilmesi çok zor…
Bu arada, ilkbaharda yeni yapılmış bahçelerde, çit bitkileriniz cılız ise, aralara, dolsun diye, ayçiçeği dikebilrsiniz. Lütfen dikkat, Ayçiçeği güneş ister, gölgede kalırsa zorlanır, külleme hastalığı ya da yeşil sinek istilasına uğrayabilir!.

Uygulama alanının genişliği ve karakteristik özelliklerinin gösterdiği değişimlere göre genel çaplarıyla peyzaj için aşağıdaki taşlar kullanılmaktadır.
Granit, andezit, bazalt, traverten, dolomit, kuvars, onyx, kayrak taşı, çakıl taşı gibi ürünler peyzaj yapılacak alanlarda tercih edilen doğal taşlar arasında yer almaktadır. Görsel açıdan ortaya koyduğu şıklığın yanı sıra doğal bir görüntü de ortaya koyan doğal taşlar genellikle ülkemiz kaynaklarından elde edilmektedir.

Ulubat Gölü’nde su seviyesi yükseldi
06 Şubat 2010 / 17:55
Bursa’nın Nilüfer ilçesi sınırları içerisindeki Uluabat Gölü’nde kar ve yağmur suları nedeniyle su seviyesi yükseldi.
Su seviyesinin 2,5 metre civarında yükselmesi nedeniyle yaklaşık 3 bin yıllık yerleşim yeri olan Gölyazı’nın sahilindeki evlerin giriş ve bodrum katları sular altında kaldı. Bölgede yaşayan vatandaşlar, su seviyesi artmadan önce yaya olarak gezdikleri yerlerde kayıklarıyla ulaşım sağlıyor.
Gölyazı’ya gelerek incelemelerde bulunan Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, yaptığı açıklamada, son zamanlarda etkili olan yağmur ve kar yağışının ardından Uluabat Gölü’ndeki su seviyesinin 2,5 metreye yakın yükseldiğini belirtti.
Uluabat Gölü’nde bir yarım ada şeklinde uzanan Gölyazı’nın da yükselen sulardan olumsuz etkilendiğini belirten Bozbey, özellikle göl kenarında bulunan bazı evlerin bodrum katları ve giriş katları ile göl kenarındaki sahil yolunun sular altında kaldığını kaydetti.
Bozbey, Gölyazı’nın özellikle Merkez Mahallesi’nin su tehdidi altında olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:
Gölyazı, tabi ki bunu yeni yaşamıyor. Gölyazılı vatandaşlar, 1960′lı ve 1980′li yıllarda da bu tarz olaylarla karşılaşmışlar. Vatandaşlar, son olarak 1999 yılında gölün su seviyesinin bu kadar yükseldiğini söylüyorlar. Karların erimesiyle birlikte suların biraz daha yükselmesi sıkıntıyı biraz daha artabilir. Zararın artabileceği düşüncesindeyiz. Bizim beklentimiz su seviyesinin en kısa zamanda 1 metre kadar çekilmesi. Bu sağlanırsa Gölyazı’da hiçbir şekilde sıkıntı yaşanmayacaktır.
Gölyazı’nın etrafını saran tarihi surlarla ilgili bir sıkıntı nedeniyle de endişe ettiklerine dikkati çeken Bozbey, ”Bir lodos veya poyraz çıkarsa dalga artarsa surlarda biraz sıkıntı yaşayabiliriz diye bir endişe içerisindeyiz. İnşallah bunu yaşamayız. Ama bilimsel anlamdaki çözümlerin burada olmasını istiyoruz. Nilüfer Belediyesi olarak bununla ilgili ekim ayında bir çalıştay yapmıştık. Bütün kurumların, kendilerini ilgilendiren hizmetleri mutlaka yerine getirmeleri gerekiyor” diye konuştu.

İnovasyon Proje Araştırma Geliştirme Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ubeyd Korbey, İstanbul’un trafik sorununun çözümü için birinci boğaz köprüsünün yanına ‘ikiz köprü’ yapılması gerektiğini, bunun için bir tasarım hazırladıklarını söyledi.
Korbey, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İstanbul’un trafik sorununun çözümü amacıyla hazırladıkları proje hakkında Başbakan Recep Tayip Erdoğan’a bilgi verdiğini, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’a da projeyi sunacaklarını bildirdi.
İstanbul’da araç sayısının 2,5 milyonun üzerine çıktığına dikkati çeken Korbey, Anadolu ve Avrupa yakasını birbirine bağlayan iki boğaz köprüsünden günde ortalama 450 bin aracın geçtiğini kaydetti.
Korbey, mevcut altyapının trafik talebini taşıyamadığını savunarak, köprü geçişlerindeki gecikmelerin ve yollardaki uzun süreli tıkanıklıkların giderilmesi için yeni ulaşım arteri oluşturmaya ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
-’YOLDA YORULUNCA İŞ VERİMLERİ DÜŞÜYOR’-
Köprülerin yanı sıra Hadımköy-Aksaray ve Kartal-Kadıköy güzergahlarında da trafiğin boğulduğunu ifade eden Korbey, ‘Özellikle belirli saatlerde insanlar, ortalama 20 kilometreye kadar hızlarını düşürüyorlar. Bu da yüksek maliyetli bir ulaşım hizmetini ortaya çıkarıyor. İnsanlar, gidecekleri yolu daha uzun zamanda alıyorlar. Sabah işe gittiklerinde insanların iş üretmesi lazım, yolda yorulunca iş verimleri düşüyor, akaryakıt tüketimi artıyor, araçta yıpranmalar oluyor’ diye konuştu.
Korbey, metrobüs uygulamasının trafikte kısmi rahatlama sağlamasına rağmen, bazı yerlerde trafik akışının aksamasına yol açtığını ve köprüye katılım yollarında yoğunluğu artırdığını iddia etti.
-’ÜÇÜNCÜ BİR KÖPRÜ GEREKLİ’-
Birinci köprünün ‘bir huni gibi’ 5 şerittin 3 şeride inmesi nedeniyle trafik yoğunluğunun daha da arttığına değinen Korbey, Boğazın daha kuzey tarafına yapılacak üçüncü köprü ile Marma-Ray gibi geçişlerin bu bölgenin trafik yoğunluğuna çözüm getirmeyeceğini, üçüncü bir köprünün yapımının son derece gerekli olduğunu savundu.
Korbey, şöyle devam etti:
‘Birinci köprü, mevcut şerit kapasitesiyle İstanbul’un trafik darboğazını oluşturmaya devam edecektir. Çözüm, köprünün yanına yapılacak bir ‘ikiz köprü’ ile olabilir. Mevcut köprünün güney tarafına yapılacak köprünün 6 şeridinin tamamı Avrupa’dan Asya’ya, mevcut köprü ise 6 şeridi ile Asya’dan Avrupa’ya geçiş için kullanılacaktır. Metrobüs yolu, bu 6 şeritlerden biri olacaktır. Hatta ileride istenilirse metrobüs şeritleri raylı sisteme dönüştürülebilir.’
-’FAZLA İSTİMLAK GEREKTİRMİYOR’-
Ubeyd Korbey, ikiz köprünün yapılması halinde köprüye ulaşan yollar üzerinde bazı düzenlemelerin, genişletme çalışmalarının, hatta bazı güzergah ilavelerinin de yapılması gerektiğini söyledi. İkiz köprü yapımı için fazla istimlak gerekmediğini ifade eden Korbey, Ortaköy tarafında zorunlu bir kaç istimlak ile sonuç alınabileceğini kaydetti. Korbey, ikiz köprü tasarımlarını bir fikir olarak ortaya koyduklarını, gerekli etüt çalışmaları yapılarak kesin plan ve projenin hazırlanabileceğini söyledi.

GÜL YETİŞTİRME TEKNİKLERİ
Kalıcı olduğu düşünülürse gül bitkisi dikilmeden önce gerekli hazırlığın dikkatle yapılması doğru dikim sonrasında bakım ve budama işlemlerinin tam vaktinde uygulanmasıyla gülleriniz yıllar boyunca cazip çiçekleriyle bahçenizi süsler. Gül bakımı zor değil ancak ihtimam ve dikkat isteyen bir iştir.
GÜL SATIN ALIRKEN..
Fidanları güvenilir bir seradan temin edin. Güllerinizi saksı içinde alırsanız her mevsim dikebilirsiniz. Fidanları almadan önce dikkatle inceleyin. Aşının üzerinden çıkan en az dört adet sağlıklı dal bulunsun. Yaprakları canlı ve lekesiz olsun. Saksının içini ot bürümüş altından kökler fışkırmışsa bu iyiye işaret değildir. Bitkinin kart olduğunu gösterir.
Ancak ilk ve sonbaharda çok fazla çeşit bulunduğu için bu zamanlarda daha kolay seçim yapabilirsiniz. Ayrıca sonbaharda dikilen güller daha kolay tutar. Kış boyunca yerine alışır ve baharda güzel açar.
GÜL HANGİ TOPRAKTA YETİŞİR..
Gül fazla seçici olmamakla beraber en iyi bağ toprağı da denilen demiri bol hafif kırmızımsı kumlu killi toprakta yetişir. Bakir toprakları sever. Fazla asitli kireçli ve besin açısından zayıf topraklar gül yetiştirmek açısından uygun değildir. Bol gübre veya kompost kullanılarak böyle topraklarda da gül yetiştirmek mümkündür.
Ağaç veya yüksek çalı bitkilerinin altlarına gül dikilmemelidir. Gölge olması bir yana ağaç kökleri fidanların gelişmesine izin vermez.
Daha önce gül yetişmiş topraklara veya eski gül fidanlarının yakınına yeni gül dikilmesi uygun değildir. Sebebi tam bilinmemekle beraber yeni güller böyle yerlerde iyi gelişemez hatta ölebilir. Bu durum “gül hastalığı” diye adlandırılmıştır.
Mecbur kalınırsa dikim çukuru biraz geniş ve derin açılır ve buradan çıkan toprak kullanılmaz. Bahçenin başka bir yerinden toprak getirilir. Eski toprak başka yerde rahatlıkla kullanılabilir.
Ayrıca toprağın drenajlı olması gerekir. Su tutan yerlere gül dikilmez.
ESKİ GÜLLERİN YERİNİ DEĞİŞTİRMEK..
Bazen gölgede kaldığı için veya başka bir sebeple gül fidanının yeri değiştirilmek istenir. Bitki 10 yaşında bile olsa bu mümkündür. Bu iş için en uygun zaman kasım-aralık aylarıdır. Böylece fidan bahar gelmeden yeni yerine alışma fırsatı bulur.
Önce yeni çukur açılıp hazırlanır. Daha sonra sökülecek gülün dalları kısaltılır. Bitkinin etrafı köke zarar vermeden açılır. Çatal bel yardımıyla dikkatle yerinden oynatılır. Toprağıyla çıkarılırsa daha iyi olur. Vakit geçirilmeden yeni yerine dikilir ve bolca sulanır.
GÜL İÇİN GEREKLİ BESİN NASIL SAĞLANIR..
Aşırı besin tüketen bir bitki olduğu için toprağı her yıl gübrelenmelidir. Güllerin çevresi sonbaharda yanmış gübre ile tamamen örtülür. Bu suretle hem kökler soğuktan korunmuş olur hem de toprak besince zenginleşir.
●Gül için hazırlanmış kurumuş kan ve öğütülmüş boynuz ile yapılan tabii gübreler de çok faydalıdır. Yavaş etkili bu gübreler ilkbaharda fidan başına bir avuç hesabıyla gül diplerine serpilir.İlk çiçekleri geçtikten sonra ve yaz ortasında olmak üzere iki kere daha aynı miktarda gübre verilmelidir.
●Fidanlar tomurcuk zamanı gübre şerbeti veya suni gül gübresi eritilmiş suyla arada bir sulandığı takdirde bol çiçek açar. Temmuz ayına kadar hiç olmazsa üç kez şerbet verilmelidir. Özellikle çiçekli dönemlerinin sonunda verilirse yeni tomurcuklar çıkarmakta gecikmeyecektir.
Gülleri beslemek için yukardaki iki usulden biri tercih edilir.
Gübre şerbeti için bir kovaya bir kaç kürek yanmış gübre ıslatılır. Üzeri örtülü olarak 3-4 gün bekletilir. Daha sonra sulama sırasında güllere verilir. Özellikle kuş gübreleri böyle verilmelidir.
GÜL DİKİLECEK YERİN HAZIRLANMASI..
Az sayıda gül dikilecekse mümkünse dikimden bir ay önce 40-50 cm. derinlik ve 50 cm. genişlikte çukurlar açılır.Çıkan toprağın üst kısmı bir tarafa alt tabaka ise başka bir tarafa ayrılır. Çok sayıda fidan tarh şeklinde dikilecekse seçilen yer bolca yanmış gübreyle karıştırılıp tarla usulü kazılır. Çukurlar daha sonra açılır. Buralardaki yabani otlar ve varsa iri taşlar temizlenir.
GÜL DİKİMİ..
Ayrılan üst tabaka toprak fidan başına bir kova yanmış gübreyle karıştırılır. Yoksa gül için hazırlanmış yavaş etkili bir suni gübre fidan başına bir avuç toprağa karıştırılır. Çukura biraz gübreli toprak atılır. Fidan saksıdan toprağını dağıtmadan çıkarılır. Bunun için saksı dikkatle yan yatırılıp dibine birkaç kez vurulur. Fidan çukura oturtulur. Gübreli toprakla çukur doldurulur.Yetmezse alt topraktan ilave edilir. Aşı yeri hafifçe örtülür. Toprak ayakla dikkatlice sıkıştırılır. Hemen sulanır.
Gül çıplak köklü dikilecekse açılan çukurun dibine gübreli topraktan bir tümsek yapılır. Köklerin ezik ve yaralı yerleri hafifçe budanır. Kökler yelpaze biçiminde tümseğe yayılır ve çukur dikkatle doldurulur. Sıkıştırılıp sulanır. Çıplak köklü güller mutlaka sonbaharda dikilmelidir. Kökleri sıcak tutmak için fidanın dibine biraz saman veya kuru yaprak örtülür.
Bir kova içinde birer kürek gübre ve killi toprak az suyla eritilip dikimden önce kökler bu sulu balçığa batırılırsa daha kolay tutar.
DİKİM ARALIKLARI NE KADAR OLMALI..
Bu önemli bir ayrıntıdır. Fidanlar arasında yeteri kadar aralık bulunmazsa bitkiler havasız kalacağından mantar hastalıkları artar. Bakım işleri zorlaşır. Gülün cinsine göre dikim aralıkları şöyle olmalıdır:
Minyatür güller: 30 cm.
Melez çay ve demet güller boylarına göre:
Kısa: 45 – 60 cm.
Orta: 60 – 75 cm.
uzun:75 cm. – 1 metre
Çalı güller: Boyuna göre 50 cm. ile 1 5 metre arası..
Sarmaşık güller: 2 metre..
GÜL NASIL BUDANIR..
Güller budandıkça gençleşir ve ömrü uzar. Her yıl budama yapılmalıdır.Bu pek zor değil ancak teknik gerektiren bir iştir. Bunu öğrenmek için en iyi metot budama mevsiminde bir gül serasını ziyaret edip olayı bizzat yerinde görmektir.
Öncelikle kaliteli bir gül makası gerekir. Elleri koruyacak uygun bir eldiven de unutulmamalıdır.
Tekrar açan güller iklime göre ocak ve mart ayları arasında budanır. Bir kez açanlar ise çiçekleri geçtikten hemen sonra yazın budanmalıdır. Baharda budanırlarsa o yıl çiçek açmazlar. Gül budaması gülün cinsine göre farklılık gösterir.
Budamaya başlarken öncelikle kuru hastalıklı ve zayıf ve çok ince dalları dipten kesin. Bitki çalılaşmışsa hava alması için orta kısımdan birkaç dal alın. Bunlar düzgün olmayan çapraz dallar olabilir. Gülleriniz üç yıllık olunca her yıl eski dallardan üç de birini kesin. Gül budarken daima dalın dış yüzeyindeki bir gözün yarım cm. üzerinden kesin. Hafif verev temiz bir kesik olsun.
Yeni dikilmiş güller kuvvetlenmesi için ilk yıl derin budanır. Aşı yeri üzerinden 15 cm. yani 3-5 göz üzerinden budanmalıdır.
Yetişkin melez çay ve demet güller de her dal 5-6 göz üzerinden budanır.
Çalı gülleri yüksekliğinin yarısı kadar kesilir. Kuru ve bozuk dallar ayıklanır.Derin budanmaz.
Sarmaşık güller ilk yıllarda şekil verilmek için budanır. Daha sonraları yalnızca kuru bozuk ve hastalıklı dalları ayıklanır.
Minyatür güller de daha çok normal bir makasla hafifçe budanır. Kuru ve hastalıklı dalları ayıklanır.
Gül bitkisi için hijyen çok önemlidir. Budama sırasında çıkan bütün artıklar yakılarak yok edilmeli veya derhal bahçeden uzaklaştırılmalıdır.
YAZ BUDAMASI..
Bahar ve yaz aylarında gül keserken her dalın üzerinde 4-5 göz bırakmaya dikkat edilir. Böylece dal körleşmez. Kalan gözlerden yeni tomurcuklar verir. Yeni dikilen güllerden vazo için gül kesmemelidir. Yalnızca solan güller gül makasıyla temizlenir.
Bazen gül dalları körleşir açmaz. Bunlar birkaç göz altından kesilirse yeni tomurcuk verir. Solmuş güller ve hastalıklı kuru dallar açma mevsiminde de ayıklanmalıdır.
GÜL HASTALIKLARI
Güllere musallat olan bir çok zararlı vardır. Mantar hastalıkları:
Külleme:Yapraklar ve tomurcuklar pudralanmış gibi beyazlaşır. Zamanla tomurcuklar düşer yapraklar kıvrılıp kurur.
Pas: Yaprakların altında pas rengi lekeler oluşur. Zamanla genişler ve yaprakları kurutur.
Siyah Nokta: Yapraklarda siyah noktalar oluşur.Genişleyerek yaprakları kurutur.
Güller budandıktan hemen sonra bakır esaslı bir mantar ilacı ile ilaçlanmalı ve bu işlem 2 haftada bir tekrarlanmalıdır. (Cupravit Antracol vs.) Hastalık görünmeden ilaçlama şarttır.Başlamışsa ilaçlama olan hasarı düzeltmez ama hastalığı durdurur.
Zararlı böcekler: Gül bitleri tırtıllar testereli arı ve çeşitli böcekler..Bunlar ya bitkinin özsuyunu emer ya da çiçek ve yaprakları yiyerek bitkiye zarar verirler.Uygun ilaçlar kullanılmalıdır.
Bazı böcekler dalların içine girerek boşaltırlar. Böyle hastalıklı dalları sağlam yerine kadar budamalıdır.
Mantar hastalıklarında belirti görülmeden ilaçlama yapılır. Böcek ilaçları ise zararlılar görüldükten sonra kullanılır. Bu ayrıntıya dikkat edilmelidir.
İlaçlama kuru rüzgarsız güneşsiz ve serin havada yapılır. Akşam üstü en uygun zamandır. İlacın tarifesi dikkatle okunur. Buna göre işlem yapılır.
SULAMA:
Gül dayanıklı bir bitki olduğu için fazla sulanmasa da kolay kurumaz. Ancak çiçekleri küçülür yeni tomurcuk vermez. Bitki gelişemez. Yeni fideler düzenli sulanmaz ise kuruyabilir. Bol sulanan güller sürekli gelişir ve çiçeksiz kalmaz. Ancak dibinde su beklememelidir.
En ideal sulama için gül fidanının çevresi hafif çukurlaştırılır. Haftada 1-2 defa bu çukur suyla doldurulur. Sadece toprağı ıslatmak yetmez. Az ve sık sulamak faydadan çok zarar verir. Saksı gülleri daha sık sulanmalıdır.

Şirin bir balkona konuk oluyoruz bu ay. Ağaçların kol kanat gerdiği balkonu en güzel mevsim çiçekleriyle renklendiriyoruz. Burası küçük bir bahçeye dönüşüyor adeta…
Şehir, yağmurlu günlere iyiden iyiye alıştı. Neyse ki arada sırada da olsa, sonbahar güneşi gösteriyor yüzünü. Biz de yakalar yakalamaz onu yollardayız yine. İstikametimiz İstanbul’un mutena semtlerinden Erenköy. Yeni bir serüvenin peşine takılıyoruz heyecanla. Henüz sabahın erken saatleri olmasına rağmen koşturmaca başlıyor bizim için. Nasıl yapsak, nereden başlasak? İyisi mi daha fazla vakit kaybetmeden eşyaları seçmeye koyulalım bir an önce.
ONU MU ALSAK, BUNU MU?
Hava güneşli olmasına güneşli ama temkinli olmak lazım yine de. Elimizi çabuk tutmalı ve vakit kaybetmemeliyiz. Acaba bu ayki şanslı okurumuzun balkonunu nasıl dekore etmeliyiz? Ahşap mı, yoksa rattan mı? Ya da metal mobilyalar mı? Hemen karşımızda duran tik mobilyaları görünce tamam diyoruz. Aradığımız şey işte bu. Modern çizgilere sahip ahşap kollu metal sandalyeler, tekerlekli tik servis masasıyla oldukça uyumlu görünüyor. Üstelik son derece de kullanışlı. Çay keyfi için mükemmel bir seçim. Ardından sandalyelere uygun sehpa arayışına başlıyoruz. Küçük bir masayı andıran doğal ahşap sehpa çarpıyor gözümüze. Eşyalara bir bütün olarak baktığımızda kafamızda oluşturduğumuz karede hiçbir eksiklik kalmıyor. Şimdi sıra geliyor aksesuar seçimine. Ahşapla en uyumlu malzeme hangisidir? Biz oyumuzu hasırdan yana kullanıyoruz. Hasır sepetler ve saksılar balkona çok yakışacak; buna hiç kuşkumuz yok. Peki ya yastıklar, onlar ne olacak? Lacivert, beyaz, kırmızı tonlarda olanları görünce içimiz rahatlıyor ve düşünmeden atıyoruz sepetimize. Eşyaları ve aksesuarları tamamlandıktan sonra, işin en zevkli yanlarından birine geliyor sıra. Acart Yeşil Dünya’ya uğrayıp, birbirinden güzel ve rengarenk çiçekler seçmek. Merak ediyoruz yolumuz hangileriyle kesişecek bu ay…
Teras ve Balkon Tasarımı İş Fikirleri
Kent yaşamının olağanüstü sıkıcı hale geldiği günümüzde apartman içinde kaçabileceğimiz tek yer teras ve balkonlarımız.
Ne yazık ki; ülkemizde teras ve balkonlar çoğu zaman işlevlerini yitirip ana üniteye dahil edilecek bir çıkıntı haline gelmiş durumda. Batı dünyasında ise durum bambaşka.
Renkli yaşam alanlarına dönüştürülmüş küçücük mekanlar; nilüfer çiçekleriyle bezenmiş mini göletli teraslar. Balkonlara sığdırılmış bu aykırı dünyalar gri rengi gökkuşağının ışıltısına çevirmeye yetiyor.
Girişimcilik birazda sanat demektir
Tüm bunları yapmak için illa mimar olmaya gerek yok. Estetik görüşünüzün ve malzeme bilginizin olması yeterli. Tabii işin eğitimini almak en önemli avantaj. İşiniz yalnız bununla sınırlı.
Düşüncelerinizi hedef kitlenize sadece bir katalogla dahi ulaştırmanız mümkün. Kendi yaratacağınız usluba özgü minimalist konfor materyalini ve tasarladığımız özgün objeleri sergileyebileceğiniz bir mağazanın olması ise bir avantaj.
Böyle bir mağazanın türünün ilk örneği olarak büyük ilgi çekeceği kesin. İnternet üzerinden yapacağınız tanıtımlar bu uzmanlık alanında yalnız tanınmanızı sağlamakla kalmayacak; yaptığınız işin niteliğiyle de ilgi odağı haline gelmenize yol açacaktır.
Neler yapacaksınız
İlk yapacağınız ilk şey metrekare tiplerine göre çeşitli kominasyonlar hazırlamak. Bu amaçla teras ve balkonları yaşam alanı haline getirecek özgün malzmeyi sağlamak zorundasınız. Minyon ağaçlar, paravanalar, oturma grupları, saksılar, zemin kaplamaları, süs objeleri, cam eşyalar, duvar üzerinde akrilik çalışmalar, havuzcuklar, su görüntüsü sistemleri, yapay çavlanlar ile birçok konfor ve koruma materyali.
Siz aslında bir organizatör üslenicisiniz
Tasarladığınız unsurları üretenleri bulmak; özgün imalatlarını yaptırmak ve bunları uygulama alanına aktarmak sizin işinizin asli unsurları. Tüm mesela bundan ibaret. İster bahçe mimarisi ister iç mimari konusu olsun; bu iş bir yaratıcılık ve orijinallik işi. Gerisi ise pazarlama ve talep yaratma konusu. Kent yaşamından bunalmış olanların dünyasını zenginleştirecek bu iş alanında sanat becerinize güveniyorsanız iyi para kazanabilirsiniz.
Önemli
1. Bu işe profesyonel ‘patio tasarımcılığı’ da deniyor. Bu girişim fırsatı tek bir alanla sınırlı değil.
2 Bu işte eğer iyi eğitim görmüş bir bayan girişimciyseniz şansınız fazla demektir. Bayan girişimcilerin bu tür işleri daha ince sanat anlayışıyla yaptıkları yönünde bir inanç var.
3. Tasarım tiplerinizi sınıflandırın. Bunlar size özgü patent unsurları olacaktır. Örneğin ‘Zen Dünyası’, ‘Cafe de Paris’, ‘Maribor Çiçekleri’, ‘Broadway Güneşi’ gibi.
4. Takı tasarımcılarından, mobilyacılara kadar çok sayıda imalatçıyı portföyünüze alın. Aradığınız herşeyi buralarda bulacaksınız.
5. Yabancı orijinli tasarım dergilerinden arşiv oluşturun. yapıcılığınızı geliştirecek çağrışımları buradan yakalayabileceksiniz.
6. Anahtar teslimi veya seçimli iş yapın. Anahtar tesliminde seçilen tasarım modeli; seçimli’de ise müşterinin seçtiği obejelerin uyumlaştırılarak tabiki söz konusu olmalı.
7. En önemli iş ortaklarınızdan biride estetik zevkleri gelişmiş plastik pencere üreticileri. Bu iş alanında özgün tasarımlar geliştirebilirsiniz. Havalandırma ve toz tutucu sistemleri tasarımınıza eklemeyi unutmayın.
8. Fiyatlarınızı makul tutmada yarar var. İş ilerledikçe talep fazlalığı sizi şaşırtabilir.
9. Çevreci belediyelerle sponsor ilişkiler kurabilir; örnek alanları belediye bütçesinden düzenleyebilirsiniz. Belediyeler bir kampanyayla önünüzü açabilir.
10. Bu işin daha ileri evresi iş yerlerinde ‘doğal yaşam alanları’ kurmaktır. İşiniz geliştikçe bu projeyi amaçlarınız arasına katmaktan çekinmeyin.
11. Sadece bu konu ile ilgili yayınları büyük kitapçılarda bulabilirsiniz. Ayrıca dış gezilerinizde etrafınıza bu gözlükle bakmanız ufkunuzu açacaktır.
12. Paris, New York, Viyana gibi kentlerde bu hizmeti veren yerleri kolaylıkla bulacaksınız. Konuşup görüş almakta yarar var.