TMMOB den Bildiri
Halkımızda şaşkınlık, sermayede sevinç var. Kötüye giden sektörlerinde biriktirdiklerini, enerji …

MARMARA Bölgesi’nde üretici firmaların torbalarını kullanarak çiftçiye gübre yerine ‘zenginleştirilmiş toprak’ satanlara karşı, Tarım İl Müdürlüğü ve gübre üreticisi firmalar mücadele ediyor.
Balıkesir’in Bigadiç İlçesi’nde geçen hafta üretici firmaların ihbarı üzerine jandarma tarafından bir depoya yapılan baskında 55 bin 700 kilogram sahte gübre daha ele geçirildi. Balıkesir ve Çanakkale’de sahte gübre satışı olaylarının artması üzerine Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile BagfaşŞ ve Toros Gübre başta olmak üzere üretici firmalar mücadele başlattı.
150 ton ele geçti
Geçen yıl yapılan operasyonlarda 150 tonun üzerinde sahte gübrenin ele geçirildiği bölgede, son operasyon Toros Gübre’nin ihbarı üzerine Bigadiç’te gerçekleştirildi. Jandarma tarafından Çağış Köyü’ndeki gübre belgesi olmadan sahte gübre satışı yapılan bir işyerinin deposunda yapılan aramada 55 bin 700 kilo sahte gübre ele geçirildi. Gübrelere el konulurken, sorumlu S.Y. gözaltına alındı. İfadesi alınan bu kişi daha sonra serbest bırakıldı. Balıkesir İl Tarım Müdürlüğü yetkilileri, hem gelen ihbarlar hem de denetimlerle sahte gübre satışı yapanlara para cezası kesildiğini, ayrıca savcılıklara da suç duyurusunda bulunduklarını kaydetti.
Üreticiler ne diyor
Toros Gübre yetkilileri, kendilerine ait torbalarda yakalanan gübrelerin analiz sonuçlarına göre sahte olduğunu belirlediklerini söyledi. Türkiye’nin gübre pazarının yılda 5 ile 5.5 milyon ton civarında olduğunu belirten yetkililer, “Aldığımız duyumları derhal savcılıklara bildiriyoruz. Buna rağmen sahtecilik devam ediyor. Bundan markamız kullanıldığı için hem biz hem de bu ürünleri kullanan çiftçiler mağdur ediliyor, zarar görüyor” dedi. Bagfaş Pazarlama Müdürü Semih Kırmızı, Gönen’de bir firmanın 3 yıl önce bayilik anlaşması sona ermesine rağmen satış yaptığının belirlemesi üzerine Balıkesir Tarım İl Müdürlüğü’ne ihbarda bulunduklarını belirtti.

Dünyanın en güzel çiçeklerinden biri orkide. Üstelik yetiştirmesi de sanıldığının aksine çok kolay. Tabii, bazı püf noktalarına dikkat etmek şartıyla..
Yetmişli ve seksenli yıllarda en dandik mücevherle bile kadınları etkiledi, minimalizmle doruk noktasına ulaştı. O kadar çok kullanıldı ki, bence yüzü eskidi.
Evet, bu sözünü ettiğim bitki orkideden başkası değil. Anavatanı Uzakdoğu olan orkide, yaklaşık 750 tür ve 20 bin çeşidiyle dev bir aileye sahip. Bizde de güneyde doğada en gırgır şekli yetişiyor. Pijama giymiş gibi ince uzun ve şapkalı (Şimdi tam zamanı).
Orkideler Amerikalıların hastalıklarından biri. Delirmiş gibi tüketiyorlar. Çiçek geçince kaldırıp atıyorlar. Halbuki uğraşılsa her sene gelişerek daha çok açabiliyor. Bakımı zor zannediyorsunuz ama çok kolay. Öyle yeşil parmak olmanıza da gerek yok. En kara parmaklı bile bu işi becerebilir. Alın işte orkidenin püf noktaları:
* Asla güneşte bırakmayın. Eğrelti otları gibi süzülmüş, perdelenmiş ışık isterler. Güneşte kalan orkide ölür.
* Musluktan doldurduğunuz suyu vermeyin. Bir gece önce suyu bir kaba koyup klorun geçmesini bekleyin ya da yağmur suyu kullanın.
* Sulama sonrası saksı dibinde su bırakmayın, dökün.
* Çiçeklerin açması bitince orkideler beş ay dinlenmek ister. Bu dönemde sulamalar arasında birkaç gün kuru bırakın. (İlgi göstermeyin!)
* Orkideler gübre sevmez. Ya özel kendi sıvı gübresini bulup alın ya da potasyumlu gül gübresini yarım dozaj azaltarak verin. Koyun, keçi, at gübresini unutun.
* Gübre çiçekliyken iki haftada bir, dinlenirken ayda bir verilebilir.
* Orkideler yapışık toprak sevmez. Saksı değiştirirken perlit taş, kömür parçası, odun kabukları, kumla toprağı zenginleştirin ki toprakta hava dolaşsın.
* Şıklık olsun, zengin dursun diye saksı değiştirmeyin. Aldığınız minicik saksısı iki sene yeter. Sonra azıcık büyüğünü alıp dikin.
* Orkidelerin bulunduğu mekanı bitkinin sağlığı için havalandırın. Aslında hava size de iyi gelebilir!
* Orkideler hiçbir zaman beklendiği gibi kokmaz. Hatta en güzelleri çürük et gibi kokar. Şimdi niye arada bir havalandırın dediğimi anladınız mı?
Orkidelerin üretimi de çok kolay. Soğanlı türlerde (Cymbidium) saksı değiştirirken yeni çıkmış soğanları ayırın. Dendrobium ve Epidendrum türlerde yeni sürgün dalları en az bir tomurcuklu olmak kaydıyla 7-10 santimde bir kesip toprağa yatay koyun. Öylece köklenecektir. Bir de kurdela gibi havadan kök atanlar var ki onları yavruları havada görünce kopartıp dikin. Orkidelerin fiyatı toptancılarda 15 – 20 milyondan başlayıp 40 milyona kadar çıkıyor. Sizin çiçekçilerinizde kaç para bilmem ama semtten semte, adamların insafına göre değiştiğini biliyorum. Pazarlık size kalmış. Ne de olsa toptan fiyatını biliyorsunuz.

Büyük renk grupları oluşturacak gibi ekilmelerinde yarar var. Yazın bahçenize cam güzeli ya da güneş begonyası dikiyorsanız, aynı yerlere çuha çiçeği ya da hercai menekşe dikebilirsiniz. Yarı gölge, tam güneş, fark etmez. Toprak biraz nemli olsun, yeter. Çiçekler havanın sıcaklığına göre iyi açıyor, en mükemmel hallerini de ilkbahara doğru sergileyebiliyorlar.
Boyları ve çiçekleri küçük olan çuha çiçeklerinin adı Primula-polyantha‘dır. Bunlar, laboratuarlarda, doğadaki yabani tipin genleriyle oynanarak üretilmişlerdir. Çok dayanıklıdırlar. Çuha çiçeği bütün kış çiçekli kalabilir, ama yazın sadece yapraklarını görürsünüz. İster söküp saksıya alın, ister bu şekilde ayırıp çoğaltın, bence toprakta kalmasında fayda vardır. Birkaç senede çim gibi toprağı kapatıp her sene daha çok çiçek açar.
Çuha çiçeklerinin bahçeye dikilebilecek uzun saplı, flamingo kılıklı bir başka türü de var. Onun adı Primula obconica. Biraz balçık bir toprak bulmanızda fayda var. Toprağınız kumlu ve su tutmuyorsa, bitkiyi su tutucu torflarla dikmelisiniz, yoksa iyi gelişmez. Laboratuarlarda üretilmiş, her türlü market-fidanlıkta kolayca bulabileceğiniz çuha çiçekleri, “Primula polyantha” ya da “P. vulgaris-elatior” adlarını da taşıyor. İlkbaharda açan laleler, nergis, eğrelti otu ya da yoncalarla birlikte iyi gelişiyor. Ellenmediği zaman kalıcı yer örtüsü oluşturuyor.

Bilinen sarı renkli çiçeklerin, pembe, beyaz ya da kırmızıları, çekirdeklerin de beyaz gelişebilen türlari var.Yurt dışında kesme çiçek tüketimin de minyatür türler çok moda.
Yetiştirilmesi basit. İlkbaharda bir gece suda bekletilen tohumlar, ertesi gün 50 cm. arayla toprak yüzeyinden 3-4 cm. derine daldırılıyorlar, üzeri iyi toprakla kapatılıyor, gübreleniyor. Havalar ısındıkça gövde gelişiyor. Ağustos sonunda tohumlaşmaya başlayan 7-30 cm. çiçekler kesime hazır hale geliyor. Biraz ilgisiz kalırlarsa da kuşlara yem oluyorlar.
İki metreye yükselen bitki, temmuz ortasında erken çiçeği kesilirse de yaz sonuna tekrar açabiliyormuş. Ama bu sadece süs için olabiliyor, tohum verebilmesi çok zor…
Bu arada, ilkbaharda yeni yapılmış bahçelerde, çit bitkileriniz cılız ise, aralara, dolsun diye, ayçiçeği dikebilrsiniz. Lütfen dikkat, Ayçiçeği güneş ister, gölgede kalırsa zorlanır, külleme hastalığı ya da yeşil sinek istilasına uğrayabilir!.

Uygulama alanının genişliği ve karakteristik özelliklerinin gösterdiği değişimlere göre genel çaplarıyla peyzaj için aşağıdaki taşlar kullanılmaktadır.
Granit, andezit, bazalt, traverten, dolomit, kuvars, onyx, kayrak taşı, çakıl taşı gibi ürünler peyzaj yapılacak alanlarda tercih edilen doğal taşlar arasında yer almaktadır. Görsel açıdan ortaya koyduğu şıklığın yanı sıra doğal bir görüntü de ortaya koyan doğal taşlar genellikle ülkemiz kaynaklarından elde edilmektedir.

GÜL YETİŞTİRME TEKNİKLERİ
Kalıcı olduğu düşünülürse gül bitkisi dikilmeden önce gerekli hazırlığın dikkatle yapılması doğru dikim sonrasında bakım ve budama işlemlerinin tam vaktinde uygulanmasıyla gülleriniz yıllar boyunca cazip çiçekleriyle bahçenizi süsler. Gül bakımı zor değil ancak ihtimam ve dikkat isteyen bir iştir.
GÜL SATIN ALIRKEN..
Fidanları güvenilir bir seradan temin edin. Güllerinizi saksı içinde alırsanız her mevsim dikebilirsiniz. Fidanları almadan önce dikkatle inceleyin. Aşının üzerinden çıkan en az dört adet sağlıklı dal bulunsun. Yaprakları canlı ve lekesiz olsun. Saksının içini ot bürümüş altından kökler fışkırmışsa bu iyiye işaret değildir. Bitkinin kart olduğunu gösterir.
Ancak ilk ve sonbaharda çok fazla çeşit bulunduğu için bu zamanlarda daha kolay seçim yapabilirsiniz. Ayrıca sonbaharda dikilen güller daha kolay tutar. Kış boyunca yerine alışır ve baharda güzel açar.
GÜL HANGİ TOPRAKTA YETİŞİR..
Gül fazla seçici olmamakla beraber en iyi bağ toprağı da denilen demiri bol hafif kırmızımsı kumlu killi toprakta yetişir. Bakir toprakları sever. Fazla asitli kireçli ve besin açısından zayıf topraklar gül yetiştirmek açısından uygun değildir. Bol gübre veya kompost kullanılarak böyle topraklarda da gül yetiştirmek mümkündür.
Ağaç veya yüksek çalı bitkilerinin altlarına gül dikilmemelidir. Gölge olması bir yana ağaç kökleri fidanların gelişmesine izin vermez.
Daha önce gül yetişmiş topraklara veya eski gül fidanlarının yakınına yeni gül dikilmesi uygun değildir. Sebebi tam bilinmemekle beraber yeni güller böyle yerlerde iyi gelişemez hatta ölebilir. Bu durum “gül hastalığı” diye adlandırılmıştır.
Mecbur kalınırsa dikim çukuru biraz geniş ve derin açılır ve buradan çıkan toprak kullanılmaz. Bahçenin başka bir yerinden toprak getirilir. Eski toprak başka yerde rahatlıkla kullanılabilir.
Ayrıca toprağın drenajlı olması gerekir. Su tutan yerlere gül dikilmez.
ESKİ GÜLLERİN YERİNİ DEĞİŞTİRMEK..
Bazen gölgede kaldığı için veya başka bir sebeple gül fidanının yeri değiştirilmek istenir. Bitki 10 yaşında bile olsa bu mümkündür. Bu iş için en uygun zaman kasım-aralık aylarıdır. Böylece fidan bahar gelmeden yeni yerine alışma fırsatı bulur.
Önce yeni çukur açılıp hazırlanır. Daha sonra sökülecek gülün dalları kısaltılır. Bitkinin etrafı köke zarar vermeden açılır. Çatal bel yardımıyla dikkatle yerinden oynatılır. Toprağıyla çıkarılırsa daha iyi olur. Vakit geçirilmeden yeni yerine dikilir ve bolca sulanır.
GÜL İÇİN GEREKLİ BESİN NASIL SAĞLANIR..
Aşırı besin tüketen bir bitki olduğu için toprağı her yıl gübrelenmelidir. Güllerin çevresi sonbaharda yanmış gübre ile tamamen örtülür. Bu suretle hem kökler soğuktan korunmuş olur hem de toprak besince zenginleşir.
●Gül için hazırlanmış kurumuş kan ve öğütülmüş boynuz ile yapılan tabii gübreler de çok faydalıdır. Yavaş etkili bu gübreler ilkbaharda fidan başına bir avuç hesabıyla gül diplerine serpilir.İlk çiçekleri geçtikten sonra ve yaz ortasında olmak üzere iki kere daha aynı miktarda gübre verilmelidir.
●Fidanlar tomurcuk zamanı gübre şerbeti veya suni gül gübresi eritilmiş suyla arada bir sulandığı takdirde bol çiçek açar. Temmuz ayına kadar hiç olmazsa üç kez şerbet verilmelidir. Özellikle çiçekli dönemlerinin sonunda verilirse yeni tomurcuklar çıkarmakta gecikmeyecektir.
Gülleri beslemek için yukardaki iki usulden biri tercih edilir.
Gübre şerbeti için bir kovaya bir kaç kürek yanmış gübre ıslatılır. Üzeri örtülü olarak 3-4 gün bekletilir. Daha sonra sulama sırasında güllere verilir. Özellikle kuş gübreleri böyle verilmelidir.
GÜL DİKİLECEK YERİN HAZIRLANMASI..
Az sayıda gül dikilecekse mümkünse dikimden bir ay önce 40-50 cm. derinlik ve 50 cm. genişlikte çukurlar açılır.Çıkan toprağın üst kısmı bir tarafa alt tabaka ise başka bir tarafa ayrılır. Çok sayıda fidan tarh şeklinde dikilecekse seçilen yer bolca yanmış gübreyle karıştırılıp tarla usulü kazılır. Çukurlar daha sonra açılır. Buralardaki yabani otlar ve varsa iri taşlar temizlenir.
GÜL DİKİMİ..
Ayrılan üst tabaka toprak fidan başına bir kova yanmış gübreyle karıştırılır. Yoksa gül için hazırlanmış yavaş etkili bir suni gübre fidan başına bir avuç toprağa karıştırılır. Çukura biraz gübreli toprak atılır. Fidan saksıdan toprağını dağıtmadan çıkarılır. Bunun için saksı dikkatle yan yatırılıp dibine birkaç kez vurulur. Fidan çukura oturtulur. Gübreli toprakla çukur doldurulur.Yetmezse alt topraktan ilave edilir. Aşı yeri hafifçe örtülür. Toprak ayakla dikkatlice sıkıştırılır. Hemen sulanır.
Gül çıplak köklü dikilecekse açılan çukurun dibine gübreli topraktan bir tümsek yapılır. Köklerin ezik ve yaralı yerleri hafifçe budanır. Kökler yelpaze biçiminde tümseğe yayılır ve çukur dikkatle doldurulur. Sıkıştırılıp sulanır. Çıplak köklü güller mutlaka sonbaharda dikilmelidir. Kökleri sıcak tutmak için fidanın dibine biraz saman veya kuru yaprak örtülür.
Bir kova içinde birer kürek gübre ve killi toprak az suyla eritilip dikimden önce kökler bu sulu balçığa batırılırsa daha kolay tutar.
DİKİM ARALIKLARI NE KADAR OLMALI..
Bu önemli bir ayrıntıdır. Fidanlar arasında yeteri kadar aralık bulunmazsa bitkiler havasız kalacağından mantar hastalıkları artar. Bakım işleri zorlaşır. Gülün cinsine göre dikim aralıkları şöyle olmalıdır:
Minyatür güller: 30 cm.
Melez çay ve demet güller boylarına göre:
Kısa: 45 – 60 cm.
Orta: 60 – 75 cm.
uzun:75 cm. – 1 metre
Çalı güller: Boyuna göre 50 cm. ile 1 5 metre arası..
Sarmaşık güller: 2 metre..
GÜL NASIL BUDANIR..
Güller budandıkça gençleşir ve ömrü uzar. Her yıl budama yapılmalıdır.Bu pek zor değil ancak teknik gerektiren bir iştir. Bunu öğrenmek için en iyi metot budama mevsiminde bir gül serasını ziyaret edip olayı bizzat yerinde görmektir.
Öncelikle kaliteli bir gül makası gerekir. Elleri koruyacak uygun bir eldiven de unutulmamalıdır.
Tekrar açan güller iklime göre ocak ve mart ayları arasında budanır. Bir kez açanlar ise çiçekleri geçtikten hemen sonra yazın budanmalıdır. Baharda budanırlarsa o yıl çiçek açmazlar. Gül budaması gülün cinsine göre farklılık gösterir.
Budamaya başlarken öncelikle kuru hastalıklı ve zayıf ve çok ince dalları dipten kesin. Bitki çalılaşmışsa hava alması için orta kısımdan birkaç dal alın. Bunlar düzgün olmayan çapraz dallar olabilir. Gülleriniz üç yıllık olunca her yıl eski dallardan üç de birini kesin. Gül budarken daima dalın dış yüzeyindeki bir gözün yarım cm. üzerinden kesin. Hafif verev temiz bir kesik olsun.
Yeni dikilmiş güller kuvvetlenmesi için ilk yıl derin budanır. Aşı yeri üzerinden 15 cm. yani 3-5 göz üzerinden budanmalıdır.
Yetişkin melez çay ve demet güller de her dal 5-6 göz üzerinden budanır.
Çalı gülleri yüksekliğinin yarısı kadar kesilir. Kuru ve bozuk dallar ayıklanır.Derin budanmaz.
Sarmaşık güller ilk yıllarda şekil verilmek için budanır. Daha sonraları yalnızca kuru bozuk ve hastalıklı dalları ayıklanır.
Minyatür güller de daha çok normal bir makasla hafifçe budanır. Kuru ve hastalıklı dalları ayıklanır.
Gül bitkisi için hijyen çok önemlidir. Budama sırasında çıkan bütün artıklar yakılarak yok edilmeli veya derhal bahçeden uzaklaştırılmalıdır.
YAZ BUDAMASI..
Bahar ve yaz aylarında gül keserken her dalın üzerinde 4-5 göz bırakmaya dikkat edilir. Böylece dal körleşmez. Kalan gözlerden yeni tomurcuklar verir. Yeni dikilen güllerden vazo için gül kesmemelidir. Yalnızca solan güller gül makasıyla temizlenir.
Bazen gül dalları körleşir açmaz. Bunlar birkaç göz altından kesilirse yeni tomurcuk verir. Solmuş güller ve hastalıklı kuru dallar açma mevsiminde de ayıklanmalıdır.
GÜL HASTALIKLARI
Güllere musallat olan bir çok zararlı vardır. Mantar hastalıkları:
Külleme:Yapraklar ve tomurcuklar pudralanmış gibi beyazlaşır. Zamanla tomurcuklar düşer yapraklar kıvrılıp kurur.
Pas: Yaprakların altında pas rengi lekeler oluşur. Zamanla genişler ve yaprakları kurutur.
Siyah Nokta: Yapraklarda siyah noktalar oluşur.Genişleyerek yaprakları kurutur.
Güller budandıktan hemen sonra bakır esaslı bir mantar ilacı ile ilaçlanmalı ve bu işlem 2 haftada bir tekrarlanmalıdır. (Cupravit Antracol vs.) Hastalık görünmeden ilaçlama şarttır.Başlamışsa ilaçlama olan hasarı düzeltmez ama hastalığı durdurur.
Zararlı böcekler: Gül bitleri tırtıllar testereli arı ve çeşitli böcekler..Bunlar ya bitkinin özsuyunu emer ya da çiçek ve yaprakları yiyerek bitkiye zarar verirler.Uygun ilaçlar kullanılmalıdır.
Bazı böcekler dalların içine girerek boşaltırlar. Böyle hastalıklı dalları sağlam yerine kadar budamalıdır.
Mantar hastalıklarında belirti görülmeden ilaçlama yapılır. Böcek ilaçları ise zararlılar görüldükten sonra kullanılır. Bu ayrıntıya dikkat edilmelidir.
İlaçlama kuru rüzgarsız güneşsiz ve serin havada yapılır. Akşam üstü en uygun zamandır. İlacın tarifesi dikkatle okunur. Buna göre işlem yapılır.
SULAMA:
Gül dayanıklı bir bitki olduğu için fazla sulanmasa da kolay kurumaz. Ancak çiçekleri küçülür yeni tomurcuk vermez. Bitki gelişemez. Yeni fideler düzenli sulanmaz ise kuruyabilir. Bol sulanan güller sürekli gelişir ve çiçeksiz kalmaz. Ancak dibinde su beklememelidir.
En ideal sulama için gül fidanının çevresi hafif çukurlaştırılır. Haftada 1-2 defa bu çukur suyla doldurulur. Sadece toprağı ıslatmak yetmez. Az ve sık sulamak faydadan çok zarar verir. Saksı gülleri daha sık sulanmalıdır.

Güzel bahçelerin sırrı kuşkusuz doğru ve güzel bitkiler. Bazen sadece dış görünüşünden ötürü bitkiler alıp hata yaptığımız olmuştur. Solmuş çiçekler ya da sararmış yapraklarla karşılaşırız. Büyük hevesle aldığımız bitkiler ölüp gitmiştir. Çoğu kez bitkiyi aldığımız yeri suçlarız böyle durumlardan ancak belki bu konuda bizim de hatalarımız vardır.
Kuşkusuz bitkilerin sağlıklı büyümesini sağlayan en önemli faktör sevgi. Tabi başka önemli faktörler de var mesela, bitkiyi nereye koyduğumuz… Evimize uygun bitkileri seçmeliyiz ki sonra bitki yerini garipsemesin. Örneğin bitki yerleştireceğimiz alan dar ise buna uygun bir bitki seçmeliyiz, çabuk büyüyen ve büyük yer kaplayan bir Areca almamalıyız. İlla da palmiye almak isteniyorsa daha az yayılarak büyüyen bir Kentia salonunuz için daha uygun olabilir. Aynı zaman da evinizin güneş almasına göre de doğru bitkileri seçmeliyiz. Yaprakları güneşe dayanıklı ya da daha çok güneşle büyüyen bitkiler alacaksak, evimizin yeterince güneş almasına dikkat etmeliyiz, tabi ki tersi de aynen geçerli. Gölge bir evde, çok güneş isteyen bir bitkiyi büyütemeyiz. Bitki gözümüze çok hoş gelebilir ancak onun da bir canlı olduğunu ve ona uygun koşulları sağlamanın da bizim sorumluluğumuz olduğunu unutmamak gerekir.
Ayrıca bitki alırken yaprak üzerinde ya da bitkinin gövdesinde hastalık belirtilerinin olup olmadığına azami dikkat etmek gerekir. Eğer bu noktalarda yapışkan ya da kabuk gibi yerler varsa bitkiyi almaktan vazgeçebilirsiniz.

Çilek pek çoğumuzun en sevdiği meyveler arasındadır. Baharın gelişini kutlar çileğin çıkması, rengiyle, şirinliğiyle insana mutluluk verir. Çileğin bir özelliği daha var, meyveli bitkilerin arasında en kolay yetişenlerinden birisidir aynı zaman da çilek. Neredeyse bütün yıl boyunca yeşil kalabilen bir bitki olması, baharda hemen yeşerebilmesiyle çilek yetiştirmek için bir hayli ideal bir bikidir.
Çileğinizi pencerenizin önünde bir yetiştirebilirsiniz. Böylelikle hem topraktaki zararlı hayvanlar ve böcekler tarafından zarar gelmez çileklerinize hem de pencerenizin önünde şık bir dekor olur. Az yer kaplar çilek pencerenizin önüne sığmasından zaten anlarsınız bunu, aynı zaman da hastalıklara karşı dayanıklı bir bitki olma özelliğini de taşır. Mantar gibi hastalıklara tutulmaz.
Çilek çeşitlerine gelince:
1) Osmanlı Çileği
2) Dağ Çileği
3) Yediveren Çilekler
Çileğin nasıl topraklar sevdiğine gelince. Organik madde bakımından zengin topraklar çilek için idealdir. Torfun içine organik gübre karıştırınca Çilek için ideal bir toprak oluşturmuş olursunuz. Meyve vermesi için kış sonlarında toprağına besin takviyesi yapın. Saksıların pek derin olması gerekmez derince kasalara, cepli çilek saksılarına dikim yapabilirsiniz. Saksıyı biraz yükseğe çıkarmak iyi olacaktır.
Sulama ile ilgili de, çileğin meyve verme zamanlarında bol su istediği bilinir. Toprağın kurumasına izin vermeden düzenli olarak sulamak gerekir aynı zamanda saksı dibinde su beklemesi gerekir. Ancak meyve zamanı bol su istiyor diye aşırıya da kaçmamak gerekir.

Bitki dünyasının en dikkat çeken varlıklarından biri olan ve Türkiye’de bugüne kadar bilinen 175 orkide türünden çoğu endemik olan 50′ye yakınının, yok olma tehlikesine karşı koruma altına alınması gerektiği bildirildi.
İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Alper Çolak, orkidelerin, özellikle güzel ve çarpıcı görünüşlerinden dolayı ”çiçeklerin kralı” veya ”bitkiler aleminin işveli güzeli” olarak adlandırıldığını söyledi.
Orkidelerin tropik yağmur ormanlarından alpin çayırlara, bataklıklardan yarı çöl alanlara ve deniz seviyesinden 4 bin metre yükseltilere kadar farklı yetişme ortamlarında yaşayabildiğini belirten Çolak, bunların aynı zamanda çok yıllık otsu bitkiler olduğunu bildirdi.
Çolak, orkidelerin, yalnızca renkleri ve nadirlikleriyle değil, aynı zamanda yaşam şekilleri ile de bitki dünyasının en dikkat çekici varlıklarından biri olduğunu belirterek, ”çok dar yayılış alanlı türler dışında, büyük, zengin ve o ölçüde de yüksek tür bolluğuna sahip bir ülkede orkide nesillerinin ciddi bir şekilde tehlike altına girmiş olması aslında beklenmeyen bir durum” dedi. Türkiye’de birçok orkide türünün tükenme tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu anlatan Çolak, şöyle konuştu:
”Belki de bir kısmı yeryüzünden bütünüyle silinmiştir. Bunun temel nedenleri arasında hızla büyüyen nüfusla birlikte gelen yoğun yapılaşmalar ve doğal yetişme ortamlarının yok edilmesinin yanında, Türkiye’de birçok alanda karşılaşılan aşırı hayvan otlatmaları görülebilir. Ancak asıl nedenin, bu harika bitkinin bir çiçek olarak değerinin asla bilinmemesine karşın, yumrularının salep adındaki yiyecek içecek katkı maddesi ve hatta bitkisel ilaç olarak görülmesi, bu amaçla vahşi faydalanma şeklinde toplanması, değerli bir ticari meta olarak görülmesidir.”
Bu tehdidin günümüzde de sürdüğünü hatırlatan Doç. Dr. Alper Çolak, aşırı ve bilinçsiz faydalanmalar sonucu pek çok orkide topluluğunun, yetişme ortamlarından bütünüyle yok edildiğine dikkati çekti. Çolak, sözlerini şöyle sürdürdü:
”Birçok orkide, ancak çalıştırılmış meşeliklerin içinde boy atabilmekte ve yoğun otlatma tehlikesinden kurtularak çiçek açabilecek kadar yaşayabilmektedir. Ne var ki, orkidelerin büyük kısmı dev sürülerin ayakları altında ezilerek veya yenilerek daha topraktan çıkma aşamasında yok oluyor. Günümüzde de 175 orkide türünden çoğu endemik olan 50′ye yakını yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Bunların acilen koruma altına alınması gerekir.”
Çolak, bol şekilde görülebilen bazı orkide türlerinin ise yumrusuz olduğunu söyledi. Bunların yumrusu olmadığı için toplanmadığından yok olma riski de taşımadığını belirten Çolak, yumrulu olan orkidelerden de yılda yaklaşık 120 milyona yakın orkide yumrusunun iç tüketimde kullanılmak ve yurt dışına gönderilmek üzere topraktan söküldüğünü bildirdi.
YATIR VE MEZARLIKTAKİ ORKİDELER
Çolak, çok az sayıdaki bazı endemik orkide türünün ise Anadolu’daki bazı mezarlıklarda olduğunu söyledi. Bu türlerin bulundukları yeri, türün tamamen yok olma tehlikesine karşı gizlediklerini belirten Çolak, ”Çevrede hiçbir orkide görülmezken endemikler de dahil pek çoğunun yine aynı çevrede, sadece kutsal diye dokunulmayan yatır veya mezarlıklarda kaldığı görülüyor. Anadolu’daki yatır ve mezarlıklar, bazı orkide türleri için son sığınma noktası oldu diyebiliriz” dedi. Çolak, Türkiye’nin orkidelerini 20 yıllık bir çalışmanın ürünü ”Türkiye Orkideleri” adlı kitapta topladıklarını anımsatarak, şunları kaydetti:
”Türkiye’de orkideler için alarm zilleri geçmişten günümüze çalıyor, bizleri ve özellikle yetkilileri göreve çağırıyor. Bu çok özel ve rengarenk canlıların bazıları dünyada yalnızca Anadolu’daki tek bir alanda birkaç öbek halinde yaşıyor. Oysa çoğumuz Türkiye’de yetişen doğal orkidelerin farkında bile değiliz. Bu endemik hazineyi fark etmek, sahip çıkmak ve korumak Türkiye’yi seven bütün insanların en temel görevi olmalı.

Sizlere belirli aralıklarla Peyzajtr olarak şifalı bitkiler ve bu bitkilerin vücuttaki yararları hakkında makaleler yazmaya, yayınlamaya çalışacağız. Doğal denge içerisinde bulunan bu bitkiler bir çok ilacında hammaddesini oluşturmaktadır. İnsanların doğanın müthiş dengesini görmeleri ve sevmelerine yardımcı olacağını düşündüğümüz bu bölümü sizlerinde seveceğini tahmin ediyoruz. İlk tanıtacağımız şifalı bitkinin adı; Adaçayı.
Adaçayı Nedir?
Latince isimi Salvia officinalis olan adaçayı, bitkilerde Lamiaceae familyasında bulunur. Ülkemizde çok fazla çeşidi bulunan bu bitki bahçelerde yetişen ılıman iklim bitkisidir. Türkiye’de 90 çeşit adaçayı cinsi belirlenmiştir.
Ülkemizde; İzmir ve çevresi başta olmak üzere, İç Anadolu ve Ege bölgelerimizde sıklıkla üretimi yapılan bir tarım bitkisidir. Adaçayının kökleri dallanmış bir şekilde toprağın içerisine gömülüdür. Gömülü kökler sayesinde, dayanıklılık kazanan adaçayı, bu sayede kışın yaprak dökmez. Dayanıklı otsu bir bitki olan adaçayı, nisan ayında çiçek açmaya başlar ve haziran ayının sonlarına kadar çiçek verir. Bitki menekşe rengi ve beyaz renk olmak üzere iki farklı renkte çiçek vermektedir.
Adaçayının Şifaları Nelerdir?
En bilindik şifası mideye iyi gelmesi olan adaçayının, bir çok farklı şifası bulunmaktadır. Bunları sıralamak gerekirse;
1- Mide ve kalınbağırsakta oluşan gazları giderir ve mide bulantısına kesin çözüm getirir. Bu sayede vücudun hazım sisteminin düzenlenmesine yardımcı olur. İshali durdurur.
2- Adaçayı bakteri öldüren özelliğe sahiptir. Kendisi diri bir bitki olduğu için, vücuda kolayca ölmez. 3 gün bozulmadan durabilen bu dayanıklı bitki, bademcik iltahabına ve diş iltahaplarına çok iyi gelmektedir. Diş eti ve mide asidi gibi bakterileri öldürür ve dolaylı olarak ağız kokusu sorunu yaşayan kimselerin ağızlarının kokmalarını önler.
3- Adaçayı vücutta ki kan dolaşımını hızlandırır ve kanın temizlenmesine yardımcı olur.
4- Çayın yaprak kısımları ezilerek direk olarak cilde teması halinde, cilt hücrelerinin yenilenmesine çok fazla yararı bulunmaktadır. Sivilcelerden kurtulmak, böcek ve arı sokması tedavisi için kullanılabilinir. Cildin diriliğinin sağlanmasına yardımcı olur.
5- Adaçayı demlenilip, ılık bir şekilde içildiğinde; göğüsün yumuşatılmasında çok etkilidir. Öksürük sorunu yaşayan hastalara iyi gelir. Ayrıca astım ve bronşit hastalarında düzenli olarak kullanıldığında olumlu etkiler bırakmaktadır.
6- Özellikle şeker hastalarında görülen sinirsel durumlara iyi gelir ve telkin edici özelliği bulunmaktadır. Adaçayının karaciğer rahatsızlıklarına ve sinirsel depresyonlara da iyi geldiği bilinmektedir.
Adaçayının Yan Etkileri Nelerdir?
Doğadaki her bitkinin vücuda yararlı bir etkisi bulunduğu gibi, fazla kullanılması halinde yan etkileri de bulunmaktadır. Adaçayı aşırı derecede kullanıldığında tansiyonu yükseltir ve mideyi rahatsız edebilir. Adaçayının bunlar dışında bilinen başka bir yan etkisi bulunmamaktadır.